- Yönetmen: Handan TÜRKELİ
- Kamera: Turhan YAVUZ
- Özgün Müzik: Tanju DURU
- Seslendiren: Şerif EROL
- Yapım yılı: 2000
- Yayıncı TV: KanalD, CNNTürk, EuroD, DMax
Anadolu’nun güney doğusundaki topraklarda, gücünü çok eski geleneklerden alan bir töredir berdel. Urfa’da Kürt ve Arap kökenli halkın büyük aşiretler halinde çoğunlukta yaşadığı Viranşehir, Ceylanpınar, Akçakale ve Harran’da ‘kız değiştirme’ yoluyla yapılan en yaygın evlilik modelidir. Romantik anlamlardan öte bir işlev yüklenir evlilik kurumu buralarda. Biraz geleneklerin ama çokça yoksulluğun dayatmasıyla çoğunluğun onayından alır gücünü berdel de. Aşiret içi veya nadiren aşiretler arasında yapılır.
Çoğunlukla yakın akraba olan ailelerin birindeki erkek ve kız, diğer ailedeki erkek ve kız ile evlenir. Kimi zaman birbirlerinin yüzünü bile görmedikleri de olur. Şansları yaver gider de mutlu olurlarsa, ne ala. Ya olamazlarsa? O zaman gelenek girer tekrar devreye.
Bu film, literatürde berdel geleneğini bütün safhalarıyla bire bir görselleştiren ilk belgeseldir.
Berdel (Belgesel metni)
Kimbilir ne zaman, adam ve kadın toprağa ayak bastıklarında görürler ki, etrafta bir tane bile ağaç yok.
Bir zaman sonra karınları acıkır.
Adam, cennetten getirdiği narı ve gül dalını, bir de kadının avucundaki buğdayı eker hemen. Gül ağacından bir saban yapıp sabana kendini koşar ve bereketli toprağı sürmeye başlar…
Urfa’daki Harran Ovası, inanışa göre, insanın ilk ayak bastığı, sabanın kullanıldığı, buğdayın ilk yetiştirildiği yer. Tarihi, milattan önce 6000 yılına dek uzanan ve peygamberler şehri diyebilinen Urfa’dan çıkıp Viranşehir yönüne gidiyoruz. Toprağın ucu bucağı görünmüyor. Üzerinden geçtiğimiz Ceylanpınar Tarım İşletmeleri’nin yüzölçümü bazı Avrupa ülkelerinden daha geniş. Çiftliğin çevresini şöyle bir dolaşalım desek, en az 300 kilometre yol yapmamız lazım. Bizse, yolların kesiştiği yer anlamına gelen Harran’a gidiyoruz. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Hitit ülkesinden Mısır’a uzanan, Asya’dan gelip Akdeniz’e ulaşan yolların kesişme noktası, Harran. Ya da Eski Ahit’te Hazreti İbrahim ile birlikte anılan adıyla; Harranu. Kimler geçmemiş ki Harran’dan… Hurriler, Aramiler, Asurlular, Medler, Persler…
Harran yalnızca dinlerin değil, bilimin ve kültürün de merkezi olmuş. Bugün yalnızca rasat kulesi ayakta kalan okul, dünyanın ilk üniversitesi olarak kabul ediliyor. Okulda matematik, fizik, kimya ve astronomi okutulmuş; Cabir bin Hayyam, atomun parçalanabileceğini günümüzden 1174 yıl önce bu okulda anlatmış öğrencilerine.
Harran, 1950 yılında SİT alanı ilan edilmiş. Bindirme kubbe tekniği ile yapılmış Harran evlerinin mimarisi, binlerce yıl öncesinden, Mezopotamya kültürlerinden kalma bir miras. Kubbeler, tuğlayla örülmüş. Tam tepelerinde ‘çatı feneri’ denen bir açıklık var; bu açıklık hem mekana ışık sağlıyor, hem de baca görevini üstleniyor.
Harran Ovası, yüzyıllar boyu suya hasret kaldıktan sonra, şimdilerde efsanelerde anlatılan verimli, sulak günlerine dönmeye hazırlanıyor. O zaman Harran ve Urfa’nın tüm ovaları, yani yaklaşık 10 milyon dönüm arazi suyla buluşacak, üretim Çukurova’yı dörde katlayacak ve kimbilir, belki de su; bölgede hayatı değiştirecek. Önce toprak yumuşayacak, ardından toprağın insana dayattığı gelenekler…Bu geleneklerden biri de, Berdel.
Berdel’in, ‘onun yerine’ demek. İki aile arasındaki kız değişimine dayanan ve aynı anda dört kişinin evliliğini başlatan bir gelenek. Bugün Eyüpnebi’de Berdel var. Düğün evine pembe bayrak çekilmiş, üç gün üç gece hiç durmadan sürecek halay çekilmeye başlanmış.
Köyün diğer ucunda bir pembe bayrak daha dalgalanıyor; berdelin öbür ucu. Önümüzdeki 3 gün boyunca her iki evde de halay çekilecek, gelin ve damat kınaları yapılacak, son gün yani düğün günü kızlar değişilip düğün yemeği yenecek.
Berdel aslında yaşam şartlarının zorladığı bir coğrafyada, uzayıp giden bir zincirin son halkası: Su, toprak, tarım, aşiret, feodalite ve çoğunluğun onayıyla: Berdel. Bu çifte düğünle, ya da dört insanın kaderini birbirine bağlayan bu düğümle; miras, sülale içinde kalacak, aile fertleri ve dolayısıyla işgücü bölünmemiş olacak. Herkesin içi rahat: toprağın birliği, aşiretin devamlılığı sağlanmış durumda. Böyle bakılınca Berdel, bir sorun değil; çözümün ta kendisi. Ama ailenin, aşiretin, soyun devamlılığını sağlayan bu çözüm, aslında evlenen çiftler için çok ağır bir sorumluluk. Çünkü berdelin kuralları var.Taraflardan birinin evliliği, herhangi bir nedenle bozulursa, diğer evlilik de bitiyor; kız evine geri dönüyor. Erkeklerin kız kardeşlerine olan sorumlulukları hep geçerli. Eğer kız evliliğinde mutlu değilse; abi, yuvasında mutlu bile olsa karısını baba evine gönderiyor; kız kardeşini geri alıyor.Berdelde kader, hep dört kişilik oyunlar oynuyor. Belki de bu yüzden, özünde sevdanın değil, törenin yattığı bu evlilikler yüzünden, düğünler ‘düğün’ gibi değil. Evet, tüm adımlar titizlikle yerine getiriliyor ama düğün evinde gülen bir yüz görmek, zor.
Mecburiyet… Bugün özellikle Viranşehir, Ceylanpınar ve Akçakale’de sürdürülen berdel geleneğinin altında yatan kilit kelime bu. 2 milyardan başlayıp 10-15 milyara kadar varan başlık parasından kurtulmak için; berdel. Dulun, yetimin ortada kalmaması için; berdel. Evlenmiş olsa bile bacının sağlığını, namusunu kollayabilmek için; yine berdel.
Berdel, her ne kadar kadını da erkeği de bağlasa, özünde bir erkek geleneği. Kızını gelin etmek isteyen baba, isterse kendi başına, isterse bir aracıyla kızını vereceği aileyi seçiyor; o aileden de oğluna bir kız alıyor. Akçakale’deki bu berdel de böyle olacak. Babalar el sıkışıyor, hayırlı olsundilekleri arasında düğün hazırlıkları başlıyor.
Çeyiz öyle aman aman zengin değil buralarda. Belki birkaç mutfak eşyası, bir kaç ihtiyaç. Bol bol yatak yorgan. Öyle ya, her şey yolunda giderse, yeni gelinler, kızlar oğlanlar doğuracak; her bir kız, ağabeyinin evlilik garantisi olacak.
Berdele hazırlanan gelinlik kızların nerdeyse asık suratlarını canlandıran birşey varsa, o da elbiselik kumaş alışverişi. Kadınlar, sarı solgun doğaya inat, rengarenk kumaşlar seçiyorlar kendilerine. Suriye’den gelen dallıgüllü ipekler, kadifeler, bir genç kızın bütün hayatı boyunca sahip olacağı tek zenginliği zaten.
Kumaşlar şimdi Urfa Çarşısı’ndaki usta terzilerin ellerinde. Biçilecek, dikilecek ve taze gelinin çeyizi olacak. Köyde 3 gün 3 gecelik halay kesintisiz devam ederken yatak yorgan alışverişi de yapılıyor ve gelinlerin eşyalarını taşıyacak kamyonlar yükleniyor. Kızlardan önce çeyizleri değişmek de, geleneğin bir parçası.
Düğünün son günü artık. Erkekler bir tarafta, kadınlar bir tarafta, geleceğin berdel adayı çocuklar her tarafta olmak üzere düğün yemeği yeniyor.
Şimdi sıra, herkesin kendi gelinini almasına geldi. Değişimin de son derece katı kuralları var. Buluşma yerine herkes zamanında gelecek, her iki tarafın konvoyu da aynı sayıda arabadan oluşacak. Bu kurallara uyulmaması durumunda taraflardan biri her an berdelden vazgeçip kızını alıp evine dönebilir. Ama bu berdelde böyle bir tatsızlık yaşanmıyor, kaderine razı gelinler suskunluklarını hiç bozmadan, hayatlarının geri kalanını geçirecekleri yeni evlerine geliyorlar.
Arabadan inmeden önce kayınvalideden para istemek geleneğin bir parçası.Yeni evin kapısında bardak kırmak da öyle.
Artık berdel tamamlandı. Binlerce kez tekrarlanmış bir geleneği bir kez daha yerine getiren aşiretin, ailenin içi rahat şimdi. Ama yaşı 20’yi bile bulmamış gelinin, belki de yüzünü hiç görmediği damadı beklerken ne düşündüğü meçhul.
