CİLOLAR

 

cilo

Yayım: Atlas Dergisi, Sayı: 115, Ekim 2002, Sayfa: 38-83.

YAYLAYA KAVUŞMAK: CİLOLAR

Önde rehber Halil, ardında ben bir buçuk saattir Avaspi Vadisi’nde yürüyoruz. Dar tabanı, dik kaya duvarlarıyla Cilolara özgü onlarca vadiden biri. Yolun ardımızda kalan ucunda Mergan Yaylası, karşımızda ise, en yüksek zirve Uludoruk yani Reşko. Sağımız silsilenin ikinci en yüksek dağı Süppa Durek, solumuz kervanlar kapısı Der-i Cafer. Sağdaki tepelere çıkıp şöyle bir ufka doğru bakarsak Berçelan Yaylası da görünürmüş…

İsmi başka, cismi başka bir uzak, bir bilinmez diyar. “Tekinsiz vadiler”, “ufuksuz coğrafya” ya da benzeri hangi belirsizlik sıfatı kullanılırsa kullanılsın bu toprakları anlatır. On beş yıl aradan sonra buralara ayak basan ilk dağcı ve gazeteci ekibi değil yalnız, çok az insandan birkaçıyız.

Okumaya devam et “CİLOLAR”

DALAMAN ÇAYI

 

Yayım: Atlas Dergisi, Sayı: 86, Mayıs 2000, Sayfa: 58-74

DALAMAN ÇAYI HAVZASI

Mayıs sonu bir kuşluk vakti Antalya otogarından bindiğimiz Tefenni midibüsünde iki şehirli kadındık, gerisi şalvarlı, tülbentli, kavruk tenli oralı kadınlarla yanlarındaki erkekleri. Konuşmaya, tanışmaya pek hevesli görünmüyor, suskun. Araç yola koyulduktan hemen sonra başı önüne düşmeye başladı. Kılık kıyafeti ne denli aksini söylese de varoluşuna sinen, teninden fışkıran ‘oralı’ kimliğini diğer yolcularla dilsizce paylaşıyordu. Benim zorumla başlayan sohbetin ilk cümlelerinde Antalya’da oturduğu ve Tefenni’ye ailesinin yanına gittiği bilgileri vardı. Gözleri boşluğu tarıyordu konuşurken, ağzının kıyısına yerleştirdiği tebessümü hafif müstehzi. Sormazsam konuşmayacağı belli. Ama o ser verip sır vermez gülüşü deşmek gerek. Hangi enginlerden çıkageldiğini, neyin ve nelerin gayet farkında olduğunu gizliyor gibi susuşu.

Okumaya devam et “DALAMAN ÇAYI”

GLADYATÖRLER

 

gladyator

Yayım: Atlas Dergisi, Sayı: 162, Eylül 2005, Sayfa:114-128

DEMOKRASİNİN ER MEYDANINDA: GLADYATÖRLER

Tarihin kaydettiği en büyük köle isyanını canlandıran Spartakus filminden bir diyalog;

“- Adını öğrenemedim arkadaşım.

– Sen benim arkadaşım değilsin. Senin adını, öykünü bilmek istemiyorum.

– Neden?

– Çünkü seninle bir gün arenada karşılaşıp seni öldürmek zorunda kalabilirim.”

Ölümüne dövüşmek üzere arenaya çıkmayı bekleyen iki gladyatörün bu sözleri ne denli kurmaca olsa da tarihsel bir olgunun acımasız yasasını dile getiriyor. 

Okumaya devam et “GLADYATÖRLER”

KARAHAN

karahan-atlas

Yayım: Atlas Dergisi, Sayı: 112, Temmuz 2002, Sayfa: 166-178

KAYIP VADİDEKİ KÖY: KARAHAN

Temmuz sıcağının caddeden dalga dalga yükseldiği öğle saatleri.  Esnaf, dükkanların önündeki gölgeliklere çekilmiş, can sıkıntısı sokaklara taşmış, sohbete mecal yok. Kasabanın tek caddesi üzerinde karşılıklı yerleşmiş bir iki banka şubesi, beyaz eşyacı, nalbur, kasaları boşalmış birkaç manav, cılız vitriniyle bir market, bir de pide fırını. Caddeyi boylu boyunca kat eden yabancı araç belli belirsiz bir canlanmaya neden olsa da pek ehemmiyeti yok.. Bir ara, Posçam Orman İşletmesi tabelasına takılıyor gözümüz, sonra, başına “Pos” ibaresi eklenmiş bir iki tabelaya daha.

Okumaya devam et “KARAHAN”

TAHTACI DÜĞÜNÜ

tahtaci-3

Yayım: Atlas Dergisi, Sayı: 94, Ocak 2001, Sayfa: 84-97

TAHTACI DÜĞÜNÜ

Hiç hesapta yoktu; ne göl, ne ilk dördün ayın sudaki izi, ne makamınca okunan sabah ezanının uzak sesi, ne gördüğüm an kayıp giden yıldız, ne de etrafındaki binlercesi… Bu kadar yıldızlı bir gece seyretmeyeli bir ömür geçmişti neredeyse.

Ödemiş’in tepelerinde birden karşımıza çıkıveren Gölcük, Küçük Menderes Havzası’ndaki son gecemizin masalsı mekanıydı. Çam ormanlarının çevrelediği küçük bir heyelan gölü, kıyısındaki bakımlı hafta sonu evleri, tarhana, kekik suyu, ev baklavası satan bakkalı, bir gecelik misafirlikte ruha işleyen sessizliği ve tene sinen meltemiyle günlerdir dolaşıp durduğumuz toprakların en farklı resmiydi.

Okumaya devam et “TAHTACI DÜĞÜNÜ”

ÇORUH VADİSİ

Yayım: Atlas Dergisi, Sayı: 120, Mart 2003, Sayfa: 68-94
 
NEHİRSİZLEŞME: ÇORUH VADİSİ
 

Dip köşe aradı o defteri. Oturma odasındaki büfenin gözlerine baktı. Bulamadı. Nihayet, bir çekmeceden çıktı. Sararmış yüzlü, tek ortalı bir ticaret defteri. Sedirin üzerinde bağdaş kurup sayfayı açtı. Kırmızı kuru boya kalemiyle alt alta yazmış;

197 zeytin,

  25 fıstık,

  16 ceviz,

…ıhlamur, incir, şeftali, hurma, elma, kiraz, dut, erik, armut, mandalina, portakal… Toplam 1085 ağaç. Hanımı takıldı; “Bin yüz yazsan kim bilecekti, gelip de sayan mı oldu?” İçerledi “Tövbe de. Haramdır, günahtır. Değil mi ki devlet istemiş…”  Okumaya devam et “ÇORUH VADİSİ”

KÜÇÜK MENDERES HAVZASI

menderes
Yayım: Atlas Dergisi, Sayı: 94, Ocak 2001, Sayfa: 68-84
 
BEREKET HAVZASI: KÜÇÜK MENDERES
 
Kadınlar, üstlerinde ceylan postundan giysiler, başlarında sarmaşıktan taçlarla çıktılar dağlara. Kalabalıktılar. Sert, haşin, heyecanlı, şiddet yüklü ve homurdanan, etli canlı kadınlardı. Kutsal bildikleri karanlıkta meşalelerle yol açıyorlardı kendilerine. Horon kolları kurdular önce. Asma yaprağıyla bağlanmış rezene dallarından asalar vardı ellerinde. Zillerin ve büyük davulların sesi, kadınları önce derinden sarıyor, sonra daha, daha da yükselerek yeri göğü kaplıyor, topluca yapılan dansın ritmiyle kendilerinden geçiyorlardı. Davullar heyecanlı çırpınmalarına eşlik ederken onlar parçaladıkları boğaları çiğ çiğ yiyor, böylece, hayvan kılığında dolaştığına inandıkları tanrılarını ‘içlerine’ alıyorlardı. Onlara Bakkhalar deniyordu. 

Bakkhaların doğa tanrısı Dionysos onuruna Tmolos’da (Bozdağ) düzenlediği bolluk ayinleri Eski Yunan ve Roma dünyasının en coşkulu törenleriydi. Şarap ve coşkunluk tanrısı olarak kabul edilen Dionysos’un vatanı Lydia yani Küçük Menderes Havzası’ydı. Okumaya devam et “KÜÇÜK MENDERES HAVZASI”